İBRA SÖZLEŞMESİ
İbra ile borçlu, borcu ifa etmeden borçtan kurtulmak hususunda alacaklı ile anlaşmaktadır. Başka bir ifadeyle ibra, alacaklı borçlu ile yaptığı bir akitle alacağından vazgeçerek borçluyu borçtan kurtarmaktadır. Borçtan kurtarma sözleşmesi de denmektedir. İbra Türk Borçlar Kanunu m.132’de İsviçre düzenlemesine paralel olacak şekilde düzenlenmiştir. ‘’Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belirli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.’’ Şekil serbestisi öngörülmüştür ancak taraflar şekil şartı kararlaştırabilirler. TBK m.420’de yer alan düzenleme ile işçiyi korumak amacıyla işçinin işverenden alacağına yönelik olan ibra sözleşmelerini hükme bağlamıştır. İşçinin işverenden alacağına yönelik düzenlenen ibranamenin yazılı şekilde yapılmış olması özellikle aranmaktadır. Aynı zamanda ibranamenin geçerliliği işçiye yapılacak ödemenin banka kanalıyla yapılması ve ibranamenin açık ve anlaşılır olması koşuluna bağlıdır. İbra sözleşmesi tasarruf işlemi olduğundan, tarafların tasarruf ehliyetine de sahip olmaları gerekir.
İbra sözleşmesi, alacaklı ve borçlunun, belirli veya belirlenebilir alacağı tamamen ya da kısmen ortadan kaldırma amacıyla karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulmaktadır. Alacaklı ve borçlunun icap ve kabul iradeleri ile ibra sözleşmesi oluşturulmaktadır. Öneri her iki taraftan da gelebilir. Hangi taraftan geldiğinin bir önemi bulunmamaktadır. Genellikle bu öneri alacaklı tarafından gelmektedir. İrade beyanlarının açık veya örtülü olmasının bir farkı yoktur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E.1977/11133, K.1978/4346, 31.3.1978 tarihli kararında ibra sözleşmesinin zımni olarak yapılabileceğini öngörmektedir. Örtülü irade beyanı ya da bir kanaat verici davranışın bulunup bulunmadığı güven teorisine hâkim olan esaslara göre yorumlanarak dürüstlük kuralları çerçevesinde sonuca varılmaktadır. Borç senedinin yırtılması, karalanması vb. davranışlar kanaat verici davranış olarak yorumlanabilir.
İbra sözleşmesinin konusunu tarafların üzerinde tasarruf edebilecekleri, belirli ya da belirlenebilir alacak hakkı oluşturmaktadır. Alacak miktarının belirtilmesi zorunlu değildir. İbra sözleşmesi ile dar anlamda borç ifa edilmeksizin sona erer. Geniş anlamda borç ilişkisinin sona erdirilmesi için ikale sözleşmesi yapılması gerekir. İbra sözleşmesinin konusu olan hak doğmuş ve mevcut bir hak olmalıdır. Gelecekte doğacak bir hak için ibra sözleşmesi yapılamaz. İbranın konusunu sadece para alacağı oluşturmaz. Yapma, yapmama ve verme alacakları da ibraya konu olabilmektedir. Sözleşmenin konusunu oluşturan alacak hakkı sözleşmeden, sebepsiz zenginleşmeden, haksız fiilden, aile hukuku, borçlar hukuku ya da eşya hukuku ilişkilerinden doğabilmektedir. İbra iki tarafla bir sözleşme olduğundan dolayı ayni haklar ve yenilik doğuran haklar ibra sözleşmesine konu olamaz. Davadan feragat edildiğinde esas haktan feragat edilmiş olmaz, davadan feragat yalnızca davayı sona erdirmektedir. Feragat edilen alacakla ilgili ibra sözleşmesi yapılabilir. Alacağı talep etmeme taahhüdü borcu sona erdirmez, yalnızca borçluya def’i hakkı sağlar. Menfi borç ikrarı ile ibra birbirinden farklıdır. Menfi borç ikrarı ile taraflar borcun mevcut olmadığı yönünde irade açıklamasında bulunduğundan menfi borç ikrarından sonra olmayan bir borç için ibra sözleşmesi yapılamaz. Sulh sözleşmesi içerisinde ibra yer alabilmektedir. Makbuz ile ibra birbirinden farklıdır. Makbuz ifaya dair ispat aracıdır, borcun ödendiğini belgelemektedir. İbraname iki taraflı bir işlem olarak makbuzdan farklıdır.
İbra sözleşmesi alacaklı ve borçlu arasında olmaktadır. İş Hukuku bakımından taraflar ise işçi ve işverendir. Gerçek veya tüzel kişi olması fark etmemektedir. Tüzel kişilerin yetkili organı tarafından ibra sözleşmesi yapılmaktadır. Toplu iş sözleşmesi tarafı olan işçi veya işveren sendikaları üyeleri adına sözleşme yapmaları mümkün değildir. Yetki verilirse ya da sonradan icazet verilirse işlem geçerli olmaktadır. İbra sözleşmesi taraflarının fiil ehliyetine sahip olmaları gerekmektedir. Aynı zamanda tarafların tasarruf ehliyetine de sahip olmaları gerekmektedir. İvazsız bir ibra sözleşmesi varsa borçlunun fiil ehliyetine sahip olması zorunlu değildir, ayırt etme gücüne sahip olması yeterlidir. Çünkü bir borç altına girmemektedir, borçtan kurtulmaktadır. Sınırlı ehliyetsiz adına kanuni temsilciler kanunen yasaklanan işlemleri yapamazlar. Alacak hakkı için yapılacak ibra sözleşmesi ivazsız ise TMK m.449 kapsamında ‘’önemli bağışlama’’ olarak kabul edileceğinden yasak işlemdir ve geçersizdir. Önemsiz miktarda alacaklar için yasak temsilci ivazsız ibra sözleşmesi yapabilirler. Sınırlı ehliyetsiz kendisi ivazlı ibra sözleşmesi yaparsa yasal temsilci sonradan icazet vererek ibra sözleşmesi baştan itibaren geçerli hale gelir. Temsil veya vekalet yoluyla da ibra sözleşmesi yapmak mümkündür. Temsilci yalnızca taraf adına ve hesabına sözleşme yapabilir. Vekalet yoluyla ibra sözleşmesi yapılabilmesi için vekaletnamede özel yetki bulunması gerekmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E.2013/12645, K.12013/18579, 20.11.2013 tarihli kararında da bu görüş benimsenmiştir.
II.TÜRK İŞ HUKUKUNDA İBRA SÖZLEŞMESİ
İşçi ile işveren arasında yapılacak olan ibra sözleşmesinin şartları Türk Borçlar Kanunu madde 420’de ayrıca özel olarak düzenlenmiştir. İşçi işverene nazaran güçsüz konumda bulunduğundan sahip olduğu alacaklardan vazgeçmesi olağan gözükmemektedir. İş hukukunda ibra, işçinin iş ilişkisinden ve iş sözleşmesinden doğan ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi alacaklarını tamamen aldığını ve başka bir alacağının kalmadığını gösteren yazılı bir belgedir. İbra sözleşmesi, iş sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte veya sonrasında yapılmaktadır. Zayıf konumda bulunan işçinin korunabilmesi için ibranın genel nitelikteki ibraya göre daha farklı ve sıkı geçerlilik koşulları bulunması gerekmektedir.
TBK m.420’de iş hukuku açısından ibra sözleşmesi şu şekilde düzenlenmiştir, bu hükümler yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen sözleşmelerde uygulanacaktır:
“İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibariyle sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksanız ve banka aracılığı ile yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibranameler kesin olarak hükümsüzdür.
Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu halde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.”
İş hukukunda ibra sözleşmesinde taraflar işçi ve işverendir. Tüzel kişi, gerçek kişi, tüzel kişiliği olmayan kurum veya kuruluş işveren olabilmektedir. Alt işverenlik durumu söz konusuysa alt işveren de ibra sözleşmesine taraf olabilmektedir. Ayrıca geçici işverenin de ibra sözleşmesinin tarafı olması mümkündür. Özel bir vekaletname ile yetki verilmiş vekil de sözleşmenin tarafı olabilmektedir. İşçinin ölmesi durumunda da kanuni mirasçıları ibra sözleşmesinin tarafı olabilmektedir. Henüz doğmamış haklar ibra sözleşmesine konu olamaz.
İbra sözleşmesinde yer alan haklar kurulmuş, mevcut, belirli ya da belirlenebilir nitelikte olmalıdır. İbra sözleşmesine konu edilecek haklar, iş sözleşmesinden ya da iş kazalarından doğan alacak haklarıdır. İşverenin alacaklı olması durumunda TBK m.420 hükmü uygulanmaz. Genel hükümlere göre ibra sözleşmesi yapılabilmektedir. İş kazası ve meslek hastalığından doğan alacakları açısından da TBK m.420 hükmü uygulanmaktadır. Sosyal güvenlik hakkı ibra sözleşmesinin konusu olamamaktadır. Çünkü sosyal güvenlik hakkı Anayasa ile düzenlenmiştir ve feragat edilemez bir hak, aynı zamanda da bir yükümlülüktür.
TBK m.132’de düzenlenen genel anlamda ibra sözleşmesi herhangi bir şekle bağlı değildir. Ancak iş hukuku anlamında yapılan ibra sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması gerekmektedir. İbranamenin adi yazılı şekilde yapılması yeterlidir, noterde düzenlenme zorunluluğu bulunmamaktadır. İşçilik alacakları ibranamede tek tek belirtilerek miktarının açıkça gösterilmesi gerekir. TBK m.420/2’de bu husus düzenlenmiştir. İşverenin işçiden alacağı konusunda düzenlenen ibra sözleşmesinde yazılılık koşulu aranmaz. İşçinin işverenden alacağı konusunda yazılı şekil bir geçerlilik koşulu olup, uyulmaması halinde ibra sözleşmesi kesin hükümsüz olmaktadır. İbra sözleşmesinde işçinin imzasının yer alması zorunludur. İbra sözleşmesi imza veya parmak izi içermelidir. İçermediği durumda ibra geçersiz olacaktır, tanıkla ispat edilemez. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2007/273, K.2007/8421, 26.3.2007 tarihli kararında, matbu düzenlenen ibra sözleşmelerine şüpheyle yaklaşmaktadır. Hatta ibraname çelişki içeriyorsa veya boşluklar değişik yazılarla doldurulmuşsa ibranameyi geçersiz saymaktadır. İbra sözleşmesinde alacağın ve miktarının açıkça ve detaylı bir biçimde belirtilmesi gerekmektedir. İşçilik alacaklarının miktar ve nitelikleri açık ve anlaşılır olarak yazılmalıdır. ‘’Kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarımı aldım’’ gibi ifadeler uygulamada ve Yargıtay içtihatlarında çelişkili ve eksik olarak kabul edilmektedir.
Türk Borçlar Kanunu m.420 ibra sözleşmesinin düzenlenebileceği zamana ilişkin bir kısıtlama getirmektedir. Bu hükme göre, sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması gerekmektedir. Burada işverenin işçiye baskı uygulayarak ibraname almasını engellemek amaçlanmaktadır. Her ne sebeple olursa olsun, iş sözleşmesi sona ermeden ibraname düzenlenemez. Zaman unsurunu sağlayamayan ibraname kesin hükümsüz olacaktır. Fesih ile sözleşme sona eriyorsa fesih beyanının karşı tarafa ulaşması ile sözleşme sona erer, bir aylık süre bu tarihten itibaren başlar. Yargıtay da kararlarında 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesinde feshe itiraz için 1 aylık süre öngörüldüğünü ve işçinin bu sürede işe iade davası açma hakkı bulunduğunu belirterek bu ibraname düzenleme süresinin işverenin olası baskılarını azaltmak ve iş güvencesini sağlamak amacıyla gerekli olduğunu vurgulamaktadır.
TBK m.420’ye göre, “ödemenin hak tutarına nazaran noksanız ve banka aracılığı ile yapılması şarttır.” İşçinin hak ettiği tüm alacaklar eksiksiz olarak ödenmelidir. Kısmen ödeme yapılmışsa ibraname makbuz hükmündedir. Eksiksiz ve banka aracılığıyla ödeme koşulunu sağlayamayan ibra sözleşmesi ya da ibraname kesin hükümsüzdür. ‘’ Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.’’ Banka dışı yollarla yapılan ödemelerle de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur. Yani işçinin alacağı tam olarak ödenmişse borç ibraname ile değil ifa ile sona ermiştir. Banka kanalıyla ödenmese de başka yazılı delillerle ispatı halinde geçersizliği pratikte önemli değildir.
Yorum yaz